Türkiye ekonomisini 2018’de ne bekliyor?

0
710
Bist 2018 ne olur

Türkiye gibi ekonomiler için finans jargonunda kullanılan bir terim var “emerging market”. Yapısal olarak çok farklı ekonomiler için kullanılsa da, bu terim genel olarak endüstrilerin oturmadığı, sermaye olarak cansız ve bunlara bağlı sistematik risklerden, özellikle arz şoklarından ciddi anlamda etkilenen ekonomiler için kullanılıyor. Bu etiket kasıtlı ya da değil Türkiye ekonomisinin fırsat ve tehditlerini analiz etmek için yetersiz.

Türkiye ekonomisini bu “gelişmekte olan, yükselen piyasa” kategorisinden ayıran üç kritik özellik var ve tahminlemelerin bunlar üzerinden yapılması gerekiyor.

1-Lojistik Enerji

Türkiye bir yılda yaklaşık olarak 200.000.000 varil petrol tüketiyor. Bu miktarın sadece 17.500.000 varili Türkiye’de üretiliyor. Aradaki büyük fark olan 182.500.000 varil ise ithal edilmek durumunda. Elbette petrol ham olarak tüketilmediği için, petrol ve petrol ürünleri ithalatına harcadığımız rakam, varil miktarı çarpı varil fiyatından çok daha fazla. Petrolün varil fiyatının 100$ seviyelerinde gezdiği 2012-2013 yıllarında Türkiye’nin enerji ithalatına ödediği rakam 55 milyar Dolar civarındaydı. Bu tarihte Türkiye’nin toplam ithalatı 250 milyar Dolar civarındaydı. Bütün ithalatın %22’sini tek başına petrol ve petro-kimya ürünleri oluşturuyordu.[1]

Petrol fiyatlarının 2014’ün ilk çeyreğinde geri çekilmeye başlamasıyla birlikte petrolün ithalat içindeki payı nispeten azaldı. Varili 100$’dan 50$’a kadar çekilen petrol 2016-2017 yıllarında Türkiye’nin enerji ithalatına ödediği rakamı neredeyse yarı yarıya azalttı. Türkiye bu dönemlerde yıllık yaklaşık 27 milyar Dolar’ı petrol ve petro-kimya ürünlerine harcadı.

İthalat üzerinde azalan enerji baskısı doğal olarak kur üzerindeki baskıyı da azaltıyor. Sistematik riskler bir yana Türk Lirası’nın değerini tahminlemek için izlenmesi gereken en önemli parametrelerden bir tanesi petrol fiyatıdır.

Görüldüğü gibi Türkiye ekonomisi için nispeten detaylı endüstriyel analiz, makro analizinden daha önemli bilgiler veriyor. Tl’deki spekülatif hareketler klasik stres==>dolar==>emerging market enstrümanlarında çöküş, şeklinde okunamaz. Örneğin İran ya da Brezilya da emerging market olarak sınıflandırılıyor ama bunların yerel para birimlerinin petrol fiyatına verdiği tepkiler Türkiye’nin tam tersi gerçekleşiyor.

2-Endüstriyel Yayılım

Pek çok dezavantajın aksine Türkiye ekonomisi endüstriyel olarak iyi çeşitlendirilmiş bir ekonomidir. Farklı endüstrilerde hayli karlı ve sağlıklı bilançosu olan (ve pek bilinmeyen) şirketleri bulunur. Bunlar Türkiye’nin tek yönlü arz şoklarını iyi tolere etmesini sağlar. Örneğin petrol fiyatındaki dalgalanma ithalat ve ödemeler dengesi üzerinde baskı yaratsa da, petrole ilişkin bir arz şoku Türkiye’nin endüstrilerini petrol üreticisi ülkeler gibi etkilemez. (Rusya,Katar, Suudi Arabistan)

Aynı örnek çeşitlendirilebilir örneğin Brezilya’da şeker, soya ve mısır gibi rekoltesi birbirine bağlı ürünlerden birinin fiyatlarında çöküş, ihracatı büyük ölçüde bu ürünlere bağlı Brezilya ekonomisi için problemdir. Elektriğinin neredeyse %80’ini nükleer santrallerde üreten Fransa’da nükleer materyallerin lojistiğinde kısa vadeli bir problem, bütün bir enerji tedariğini riske sokar. Türkiye için bu tip bir zayıflık söz konusu değildir.

3-Yüksek Sistematik Risk

Ya da daha özel bir ifade ile “jeopolitik” risk. Türkiye bulunduğu özel konum sebebiyle dış politikası; Küresel, bölgesel bütün oyuncuların ilgi odağıdır. Dış politikasını yönlendirmek isteyen unsurların istihbarat ve askeri baskısına sürekli maruz kalan Türkiye’de ticari hayat istikrarsızlaşmaya meyillidir ve bu sermayenin pek sevdiği bir şey değildir.

Bu yüksek politik risk, Türkiye’ye olan sermaye akımlarını yavaşlatır, akamete uğratır ve endüstriyel olarak gerçek potansiyeline erişmesine olanak vermez. Güvenlik endişeleriyle yavaşlayan bürokrasi, ağır regülasyonlarla girişimci eko-sisteme ve finansal organizasyonlara büyük zarar verir ve  maliyetlerini yükseltir. Bu tam olarak ölçülemeyen ancak büyük bir ekonomik kayıptır.

Türkiye’de ki faizlerin kendi ligindeki “gelişmekte olan ekonomiler” içinde bile yüksek olmasının nedeni budur. Çalışmak,üretmek ve endüstriyel olarak genişleme arzusunda olan oyuncular vardır ve şiddetle sermaye talep ederler. Ancak sermaye çok pahalıdır. Bu yüksek faiz hem girişimcinin uluslararası rekabet gücünü kırar hem de kur istikrarını bozar. Türk Lirası’ndaki yüksek faiz uzun vade de Türk Lirasında enflasyonist bir baskıya neden olur. Para düzenli olarak değer kaybeder. Bu alışkanlık Türk Lirasının rezerv özelliğini de bozar ve genel olarak sistemde dolarizasyona sebep olur. Dolarizasyon kuru daha da istikrarsızlaştırır. Birbirini besleyen bu kısır döngü genel olarak ticari hayattaki istikrarı bozar. Endüstrilerin rekabetçi gücünü ve kuru baskılar.

Önümüzdeki Dönemde Ne olur?

Bu üç kritik meseleyi eksen yaparak tahlil edersek. Önümüzdeki bir sene için bizim beklentimiz Türkiye ekonomisinde ılımlı bir canlanmadır. Petrol fiyatları, Rusya gibi OPEC dışı üreticilerin baskısı altında. Bu oyuncular petrol ve petro-dolar sistemi için iş birliğini red ediyor ve petrol fiyatını baskılamak için çok fazla petrol üretiyorlar. Öyle ki 2017 yılı sonu itibariyle yüksek üretim fiyatlarına rağmen Rusya, Suudi Arabistan’ı sollayarak dünyadaki en büyük petrol üreticisi oldu. Bu elbette Türkiye’nin lehine bir durum, kur ve büyüme üzerinde de olumlu etkileri beklenmeli.

Diğer taraftan jeopolitik riske ilişkin bazı meseleler bertaraf edilmiş olsa da yapıcı tam bir sonuç alındığı söylenemez. Türkiye’nin dış politika siyasasındaki “bağımsız” eğilimler pek çok iktidar odağı için rahatsız edici ve Türkiye’nin öncelikleri ile ilgili meselelerde anlaşmaya varılmış görünmüyor. Suriye ve Kuzey Irak’taki askeri hareketlilik ve bölünmenin sonuçları hayli belirsiz ve Türkiye’yi dış politikada baskı altına almadan, böyle bir bölünmeyi gerçekleştirmek olası da değil. Bunun anlamı önümüzdeki siyasi sürecin, özellikle başkanlık seçimleri ve sonrasının hayli sert olacağı. Bu genel olarak kurun fiyatı ve sermaye akışları üzerinde olumsuz bir baskı yaratacak. Türkiye dış politikada istediğini alana ya da Irak’ın bölünmesiyle ilgili meselede önceliklerini tanıtana kadar bu sürebilir.

Borsa İstanbul’da ki hisselerin Dolar bazındaki fiyatı neredeyse 2008 krizi seviyelerinde. 25000 Dolar civarında olan endeks borsanın neredeyse %70’ini yapan yabancı yatırımcılar için halen cazip.Aynı endeks daha ılımlı bir konjonktürlerde 3 defa 50000 Dolar seviyelerini test etmişti. Şu anda bu potansiyelin neredeyse yarısında.

Genel olarak endekste artış beklenebilir ancak kurda iyileşme uzun vade de bile olanaklı gözükmüyor. Yüksek faizin kur üzerinde yaratacağı enflasyonist baskı, artan kamu harcamaları ve yaklaşan başkanlık seçimi Türkiye’de ki yatırımcıları büyük ölçüde dolar tutmaya itecek. Eğer kurda anormal bir artış olmaz ve endeks bu şekilde düzenli olarak büyümeye devam ederse kurda da bir miktar iyileşme ve ılımlı bir değerlenme beklenebilir. Faizler düşmediği sürece kalıcı bir çözüm olası görünmüyor.

Not:Bu makaledeki iddialar ve analizler yatırım danışmanlığı kapsamında olmayıp şahsi görüşlerimdir.

 

[1] Bütçede 27.fasıl başlığı altında;mineral yakıtlar, mineral yağlar ve bunların damıtılmasında elde edilen ürünler, bitümlü maddeler, mineral mumlar olarak tanımlanmıştır.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi bu alana girin