Osmanlı mı Düştü? Yoksa İpek yolu mu?

0
625

16.yy’da kıtaların keşfedilmesine kadar denizlerin ticaretteki rolü hayli kısıtlıydı. Medeniyetler bu döneme kadar çok uzun bir süre kara yoluyla ticaret yaptılar. Mal, hizmet, askeri lojistik ve hatta bilgi bu yolla yayıldı.

Geçmişte büyük imparatorlukların İpek yolu ve onun art bölgelerinde (hinterland) kurulmuş olması tesadüf değil elbette. Ahameniş imparatorluğunun şah damarı diyebileceğimiz Kral yolu Persepolis’ten başlayıp Efes’e kadar uzanıyordu. Moğollar gibi göçebe güçler bile ticarete pek bulaşmasa da bu yolları kontrol etmek için büyük mücadele verdi.Netice itibariyle İpek yolu ve onu besleyen tali ticaret yollarını birleştirip kontrol edebilen imparatorluklar, 16.yy’a kadar sadece Asya’nın değil, bilinen eski dünyanın da hakimi oldular.

Bu coğrafyada savaşarak defalarca yıkıma uğramasına rağmen her yeni iktidar odağı yine İpek yolu ve çevresinden yükseldi. Uzun bir süre dünya ticaretinin merkezinden dışlanan Avrupalılar siyasi olarak birleştiklerinde bile İpek yolu üzerinde kurulmuş olan Asya’lı güçlere karşı kalıcı bir sonuç alamadılar. Haçlı seferleri vb. denemelerin sağladığı geçici başarılar “İpek yolu imparatorluklarının” arasındaki rekabete Avrupalı güçleri angaje etmesinden kaynaklanır. Kudüs’e hakim oldukları dönemde dahi Avrupalı askeri güçlerin “siyasi özne” olduklarını söylemek güçtür.

Haçlı seferleri vb. denemelerin sağladığı geçici başarılar “İpek yolu imparatorluklarının” arasındaki rekabete Avrupalı güçleri angaje etmesinden kaynaklanır. Kudüs’e hakim oldukları dönemde dahi Avrupalı askeri güçlerin “siyasi özne” olduklarını söylemek güçtür.

İpek yoluna hükmeden uygarlığın Avrupa üzerindeki baskısı 13.yy’dan sonra ise muazzam bir hale gelecektir. Bu yolun ve Avrupa’nın yeni Müslüman efendileri yani Osmanlı ve onun dinamosu Türk ve Müslüman Balkan milletler, İpek yolu başta olmak üzere, daha yeni ticari akıştan rol çalmaya başlamış olan iç deniz ticareti üzerinde bile eşi benzeri görülmemiş bir hegemonya kurar. İstanbul’un fethi ise bunun pik noktasıdır. Karadeniz ticareti, Venedik ve Ceneviz gibi Karadeniz-Doğu Akdeniz ticareti lojistiğine uygun bölgelere yayılmış olan krallıkların neredeyse sonu gelir. Onların düşüşü batan büyük bir geminin çevresindeki ve içindeki yolcuları dibe çekmesi gibi Avrupa’nın içlerine uzanan belki de en önemli iki Akdeniz limanından beslenen bütün ekosistemi de kendiyle birlikte batıracaktır.

Cenova ve Venedik limanlarının şaşalı günleri Osmanlının kılıcıyla sona erer. Öyle ki kıtaların keşfinden sonra bile bir daha Adriyatik veya Ligurian denizi merkezli küresel bir güç ortaya çıkmayacaktır. Bu hegemonya sadece yeni adıyla “Türk Boğazları” (Çanakkale, İstanbul) gibi makul bir kara gücüyle elde tutması kolay tıkama mevzilerinin kontrolüyle yetinecek gibi değildir. Denizlerin küresel ticarette önemli hale gelmeye başladığı 16.yy’a doğru Osmanlı artık uzun menzilli ve hayli esnek bir donanma gücüdür. Cebelitarık’a kadar neredeyse bütün Akdeniz’de rakipsizdir.

Hatta eli önümüzdeki bir yüzyıl boyunca Cebelitarık’ın ötesine kadar uzanır. Atlantik’te yeni hakim olmaya başlayan “Okyanus Limanı” sahiplerini ciddi biçimde yoracak ve küresel yayılmalarını bir hayli yavaşlatacaktır. Portekiz’i şu anda Endonezya olarak bildiğimiz yerde Sumatra adasında mağlup eder ve Açe emirliğinin kolonizasyonunu durdurur. 1625 yılında Britanya’ya 60 km mesafede olan Lundy adasını İngilizlerden alır ve burayı uzun bir süre Atlantik seferlerinde üs olarak kullanır.  Bu gün Kanarya adaları olarak bilinen Lanzarato adasını, İzlanda’yı , Kanada kıyılarında New Foundland adalarını bazen uzun bir süre bazen de geçici olarak kontrol edebilmiştir.

Peki 17.yy’dan sonra Osmanlı’ya ne oldu? Bu görkemli askeri ve endüstriyel rakip küresel iktidar mücadelesinden nasıl adım adım ekarte edildi? Aslında cevap Atlantik güçlerinin donanmasında değil aksine ticaret gemilerinde saklı. Atlantik okyanusu kıyısındaki limanlar 17.yy’dan sonra askeri gücü olsun ya da olmasın iki sebepten rakipsizdir. Birincisi “yeni dünya”da gasp edilmeyi bekleyen bedava altın,gümüş ve bilimum kıymetli hammaddelere en iyi lojistik olanakları bu limanlar verir. Portekiz’den yola çıkan bir karavelanın veya büyük bir kalyon’un Amerika kıtasına ulaşması yaklaşık üç ay sürerken. İstanbul’dan yola çıkan bir geminin bu kıtaya ulaşması 6 aydır. Osmanlı’nın Atlantik’e yakın topraklarında kurduğu askeri üsler Lanzaranto, Kanarya adaları vb gibi. Askeri operasyonlar için faydalı olsa da ticari anlamda iyi şanslar vermez. Çünkü yeni dünyadan elde ettiğiniz hammadde endüstriyel merkezlere getirilip işlenmelidir. Londra , Lisbon. Amsterdam hatta karadan ekstra lojistik çabalar gerektirse de İspanya’nın Cadiz limanları bu yarışa birkaç skor önde başlar. Bu yeni keşifler önümüzdeki üç yüzyıl boyunca Portekiz ve Hollanda gibi esamesi okunmamış krallıkların dahi küresel bir sömürge imparatorluğuna dönüşmesine neden olacaktır.

 

Portekiz’den yola çıkan bir karavelanın veya büyük bir kalyon’un Amerika kıtasına ulaşması yaklaşık üç ay sürerken. İstanbul’dan yola çıkan bir geminin bu kıtaya ulaşması 6 aydır. Osmanlı’nın Atlantik’e yakın topraklarında kurduğu askeri üsler Lanzaranto, Kanarya adaları vb gibi. Askeri operasyonlar için faydalı olsa da ticari anlamda iyi şanslar vermez.

İkinci önemli sebep ise askeri gücünüz olsa bile okyanusları kontrol etmenin güç olmasıdır. Radar ve benzeri izleme teknolojilerinin olmadığı bir dönemde Atlantik’teki ticaret gemileri açık bir havada dahi rakip donanmaların 50-100 km önünden rahatlıkla geçebilir.

Aşağıdaki haritayı incelerseniz Osmanlı, Atlantik’le Amerika kıtası arasında karlı ticaret yapılabilecek limanları blokaja almaya kalksaydı, donanmasının 3500 km’lik bir alanda devriye yapması gerekirdi. En çevik donanmanın saatte ortalama 10 km (iyi bir rüzgar yakalarsa 15) hızla gittiği bir çağda olanaksız bir operasyon.

 

17.yy’da Atlantik ticaretini askeri anlamda domine etmenin imkansızlığı sadece Osmanlı’ya özgü bir hadise değildir. Kolonilere iyi yayılan hiçbir koloniyel imparatorluk bu süreçte mutlak bir zafer kazanamaz. Atlantik’teki güçler dünyanın geri kalanına kıyasla beraber yükselir ancak Atlantik’teki rekabetin kazananı yoktur. Karbon yakan gemilere kadar bu merkezi olmayan güç dengesi muhafaza edilecektir.

İpek Yolu’nun düşüşü sadece Osmanlı’nın düşüşü değildir. Bu büyük kırılma 21.yy’a kadar İpek yolu üzerindeki Avrasya’lı herhangi bir gücün küresel yayılma imkanını da ortadan kaldırmıştır.

Burada önemli olan küresel liderliğin kimde kaldığı değildir. Gelişen deniz teknolojisiyle beraber denizin dünya ticareti içindeki payı dramatik bir şekilde artar. Günümüzde küresel ticaretin %80’i denizlerden yapılmaktadır.

Artık yeni “İpek yolu” Atlantik okyanusunun rüzgar yollarıdır. Yeni kıtada Avrupalı nüfus ve üretim olanakları giderek genişler. Koloniler üzerindeki mücadeleyi kim kazanırsa kazansın önümüzdeki üç yüzyıl boyunca Atlantik’teki ticari hacim sürekli büyüyecektir. Akdeniz ve İpek yolu bu yeni katalizör karşısında fazla tutunamaz. Artık iktidar merkezi ve kuralları değişmiştir. Okyanusları kontrol eden küresel güç olacaktır.

Atlantik’in bu yükseliş tarihi İpek Yolu’nun tarihine çok benzer. Erken dönem yayılma, anarşist yapı, merkezileştirme ve hegemonya çabaları. Koloniler kanlı savaşlar, iktidar oyunları ve yıkımlarla karşı karşıya kalır. Yine de aynı İpek yolundaki gibi güçler birbirini ne kadar yıpratırsa yıpratsın her alternatif hegemon yine Atlantik kıyılarından yükselir.İngiltere, III.Philip’in İspanya’sı, Sahara altı Afrika’ya yayılan Fransız koloniyel imparatorluğu ve günümüzde nihayet kolonilerin bizzat merkez rol oynadığı konfederasyon yani Birleşik Devletler.

İpek Yolu’nun düşüşü sadece Osmanlı’nın düşüşü değildir. Bu büyük kırılma 21.yy’a kadar İpek yolu üzerindeki Avrasya’lı herhangi bir gücün küresel yayılma imkanını da ortadan kaldırmıştır. Jeostrateji’de Atlantik sistemini anlamak için öncelikle bunu anlamak gerekir. Atlantik sistemi endüstriyel ve askeri çabayla adım adım ve spontane gerçekleşen bir merkez kaymasının sonucudur. Bunun üzerine bina edilen NATO, TTIP, UN gibi askeri, ekonomik ve diplomatik organizasyonlar da bu merkezin korunmasını hedefler.

Elbette bu jeostrateji perspektifi de yeni teknolojilerle birlikte ilk kez ve hatta hiç olmadığı kadar tehdit altındadır. Avrasya ve İpek yolu hinterlandı tarih sahnesine geri dönebilir mi? Ve Nasıl? Hayli spekülatif ve derin taktik analize muhtaç sorular. Bunları Avrasyacılık başlığı altında detaylı incelemeye çalışacağız.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi bu alana girin