Katar’a İşgal mi geliyor?

0
464

7 ülkenin ambargosuyla başlayan Katar krizi derinleşiyor. Üç soru önemli, Katar buna neden maruz kaldı? Ambargo amacına ulaşıyor mu? Ve bu iş nasıl sonlanacak?

Sadece petrol ve doğal gaz satıcısı olarak değil aynı zamanda iyi bir endüstriyel dağılım yakalamış olan Katar, dünyada kişi başına düşen geliri en yüksek olan ülke idi (şu an ikinci). Katar’ın finansal altyapısını diğer petrol satıcısı Arap ülkelerinden ayıran en önemli özellik, bahsi geçen endüstriyel dağılımdır. Katar “topyekun” bir oyuncudur. Elde ettiği petrol gelirlerini doğru zamanda çeşitlendirmiş ve parasını iktidarın devamını sağlayacak önemli güvenlik unsurlarına yatırmıştır. Medya, istihbarat vb.

Şüphesiz Al-jazeera İslam coğrafyasındaki (İslam coğrafyasında kurulmuş) en büyük ve etkili medya. Al-jazeera’nın anti-kolonist söylemleri, İslam coğrafyasındaki kitleler üzerinde de büyük sempati uyandırıyor. Doğal olarak bu Katar’a bölgedeki politika üzerinde etkili olma şansını veriyor. Bu etkinlik ise pek Atlantik sisteminin seveceği cinsten değil.

Uzun süredir dikkat çeken bu küçük ama etkili ülke, doğru yatırımlarla politik nüfuzunu arttırdı ve bu Katar’a kendi dış politikasını en azından yarı-bağımsız olarak üretme şansını verdi. Katar’da tercihlerini hem kendi ülkesine, hemde coğrafyaya uygun siyasalar üreterek kullandı. Dış politika bağımsızlığı da Katar’ın zaman zaman Atlantik sistemi dışındaki (ve rakibi) ülkelerle işbirliği yapmasını gerektiriyordu. Örneğin, Doğalgaz yataklarını paylaştığı sınır komşusu İran’la, Atlantik sisteminin beklentisinin aksine düşman değil, dengeli bir politika yürüttü. Türkiye’nin iç politikasını dönüştürmek için yürütülen kampanya da, Türkiye’ye karşı en büyük silah olarak kullanılan sermaye ambargosunu, büyük likit enjeksiyonlarıyla kırdı ve neredeyse tek başına bertaraf etti denebilir.

Bu ve benzeri rahatsız edici kontrol dışı eğilimler doğal olarak Katar’ın “yola gelmesini” gerektiriyor. Birleşik Devletler’in en büyük askeri üslerinden biri Katar’da olsa da gerçek şu ki Katar’daki rejimi dönüştürmeye yönelik taktik bir müdahale çok zor.

Katar’ın pozisyonu bölgede müdahaleyi yapabilecek ana unsur olan Birleşik Devletler donanması için hayli rahatsız edici. Burada konuşlanmış olan donanma genellikle Umman körfezinin çıkışında konuşlanıyor ve bölge hayli tansiyonlu. Amerikan donanması ve rotayı şaşırırlarsa ticaret gemileri İran hücum botları tarafından sürekli taciz ediliyor. Bu yüzden olası bir müdahale de lojistik destek için donanma Basra körfezine girmeli. İran’a bu kadar yakın 50 km’lik dar bir alanda rahat hareket etmek ise mümkün değil.

Mümkün olsaydı bile Katar’ın İslam coğrafyasında çaldığı rolden rahatsız olan Abd’nin bağlı devletlerini, bu iş için kullanmak Amerika’nın dünya kamuoyundaki pozisyonu açısından daha konforlu. Yine de uluslararası kamuoyu olası bir Katar işgaline karşı hazırlanmalı. Aksi takdirde bölgede onlarca askeri üssü olan, “küresel polis” Abd’nin böyle bir işgali önlemesi gerekecektir.

Bu açıdan senaryo net. Zaten ambargonun çok öncesinde Katar’a karşı uluslararası kamuoyu hazırlanıyordu. Batı medyası, hayli yoğun bir biçimde ve mesnetsiz iddialarla Katar’ı bölgede İşid’i finanse etmekle suçladı. Bu propaganda bir kaç ay boyunca devam etti ve ambargonun ardından, bu olmayan desteğin kesilmesi ambargocu devletlerin listesine talep olarak sokularak cilalandı.

Ambargo taleplerini burada tek tek yeniden yazmaya lüzum yok. Al-jezeera’nın, Hamas ve İhvan’ın irtibat bürolarının kapatılması ve Atlantik sistemi dışında olan veya içinde olup sistemi zorlayan  (Rusya, İran, Türkiye) gibi devletlerle, diplomasinin minimize edilmesi başlıca talepler. Katar’dan istenen basitçe politik etkinliğini kısıtlaması ve bölgesel jeostratejik hırslardan vazgeçmesi. Ancak bu pazarlık artık dünya kamuoyunun gözü önünde oynandığı için Katar istese bile bu saldırgan tutumu red etmek zorunda.

Bu açılardan bakıldığında aslında ambargo istenen sonucu vermekten çok uzak ve prematüre bir politik hamle ve Katar’ın ambargonun etkilerini minimize edecek ciddi bir altyapısı mevcut. Örneğin kendi egemenlik fonu(bu sıralar varlık fonu olarak anılıyor aslında kavram “sovereignty fund” ‘dan çevrildi) var. Bunun yanı sıra ana gelir kalemi petrol ve petrol türevleri olan Katar’a ambargo uygulayan ülkelerin Katar’la ticari hacmi son derece kısıtlı. Eğer gerçek bir ekonomik hasar hedefleniyor olsaydı. Hali hazırda ki petrol ve doğal gaz alıcıları ambargoya dahil edilmeliydi.

Bu durumda iki senaryo var ve hayli muğlak olmakla beraber ikincisi daha kuvvetli. Ambargo iyi hesaplanmadı ve istenen ekonomik hasarı pek çok sebepten veremedi. Ambargoyu uygulayanla, sipariş edenin öncelikleri farklı. Suudi Arabistan’ın başını çektiği ülkeler bölgesel etkinliği arttırma hedefindeyken, ambargoyu sipariş eden Abd’nin eğilimi bölgenin istikrarsızlaştırılması. Bu hedef Atlantik sisteminin kıyı ülkeleri istikrarsız kılarak Avrasya anakarasıyla birleşmesini önleme fikriyle örtüşüyor. Bir Abd eyaleti olarak Suudi Arabistan ve taze dönüştürülmüş destekçi rejimlerde oynaması gereken rolü oynuyor.

Kuvvetli senaryo ise şu; Katar’a işgal geliyor ama bu işgal karadan olacak. Bölgedeki ABD üssüne dokunmadan rejim dönüştürülecek ve Basra’da Atlantik sisteminin etkinliği İran’a (doalylı olarak Türkiye’ye) karşı arttırılmış olacak ambargo ise uluslararası kamuoyunu bu askeri müdahaleye hazırlamak için gerçekleştirilen ön tiyatro. Suudi Arabistan’ın Katar sınırına yaptığı askeri yığınak işgal senaryosunu destekliyor denemez çünkü ambargonun etkinliği ve yıldırma açısından askeri blöfte zorunlu.

Diğer taraftan ambargonun ilginç diplomatik sonuçları oldu denilebilir. Türkiye olası bir işgale karşı Katar’a limitli bir yığınağa başladı ve Pakistan ile İran’dan da beklenmedik ölçüde dengeli bir destek geldi. Bölgede Türkiye’nin nüfuz arttırma çabalarına, İran’ın olumsuz bir yaklaşımı beklenebilirdi ancak öyle olmadı. Bu yeni gelişme Katar’a yapılacak askeri bir operasyonu en azından kısa vade de olanaksız hale getirdi. Suudi Arabistan eğer böyle bir hamle yapacaksa (az veya çok) artık üç ayrı ülkenin ordusunu vurmak zorunda.

Katar, krizin diplomatik zararlarını neredeyse tümüyle sindirdi. Hatta uzun vade de bu işten karlı çıkması bile mümkün. Suudi Arabistan ise diplomatik olarak köşeye sıkışmış durumda. Katar dayatılan poliçeyi kesin bir dille red etti, uluslararası kamuoyunda zaten asla olumlu bir pozisyonu olmadı ve bu anlamda kaybedecek bir şeyi yoktu. Güçlü siyasi duruşu ise bölgede dengeleri bozabilecek iddialı bir oyuncu olduğunu kanıtladı. Tam aksine, Suudi Arabistan eğer askeri bir cevap veremez ise o ve müttefikleri bütün küresel desteğe rağmen zayıflığını ilan etmiş olacak. Askeri cevap bile yeterli olmayabilir,  müspet bir sonuç alınması zorunlu.

Önümüzdeki dönemde beklenenin tam tersi sonuç veren bu restleşmeye yeni oyuncuların katılması ya da oyunun askeri açıdan sertleşmesi beklenebilir. Ambargonun başladığı tarihin aksine şu anda zaman Katar’ın lehine işliyor ve ambargoyu organize eden bunu değiştirmek için bir şeyler yapmak zorunda.

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi bu alana girin