Hakkımızda

Jeostrateji.com 15 Temmuz 2017 yılında kurulmuştur ve İlginç bir biçimde, sadece Jeostrateji alanına yoğunlaşmış Türkiye’deki ilk blogdur. Jeostrateji, dünyada 1900’lerin başından beri sosyal bilimler alanında çok geniş bir çalışma alanı işgal eder. Türkiye’nin gündemine bu yoğunlukta girmemesinin nedeni belki de imparatorluğun çöküşüyle, medeniyetin jeostratejik hırslarını büyük ölçüde kaybetmesidir.

Aslında bu eğilim sadece Türkiye’ye özgü değildir. Jeostrateji çalışmalarının en yoğun yapıldığı coğrafyalar genellikle bu merkez iddiasının olduğu veya muhafaza edildiği yerlerdir. 1900’lerin başında İngiltere, 1945 sonrası Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği’nin bu alandaki çalışmaları çok yoğunken, aynı ilgiyi onların bağlı devletlerinde ya da müttefiklerinde göremeyiz. Periferi algısını içselleştirmiş bu devletlerde ki politikacıların genel eğilimi, iç politika hakimiyeti, bağımsızlığın/yarı bağımsızlığın muhafazası ya da süper güce paralel diplomasi yaparak kazanımlarını maksimize etmek yönündedir. Ancak bunu yaparken teorik derinleşmeyle pek alakadar oldukları söylenemez. Bu farklı önceliklerden kaynaklanan doğal bir durumdur. Hayatta kalma refleksinin, genişleme vizyonunun önüne geçtiği dönemlerde medeniyetler bu tip hırslara pek prim vermez. Haksızda sayılmazlar. Tarih, haddini aşan bir sürü devlet adamının mezarlığıdır ve Anadolu gibi ileri derece rekabetçi bir coğrafya en azından Karacaahmet’tir. Hataları affetmez.

Tarih bize gösteriyor ki; Aslında “imparatorluk” ya da merkez bakiyeleri, tümüyle istila edilmez ya da yok edilmezse iddialarını muhafaza eder ve sadece erteler. Tarihi fırsatları gözlemler, riski tartar ve kendini hazır hissettiğinde yeniden harekete geçer. Almanya’nın 3.Reich’ı Orta Avrupa’da defalarca felakete uğramış Alman devletlerinin cesetleri üzerine bina edilmiştir. Fransa’nın ne Napolyon’dan önce ne de ondan sonra, Avrupa Merkezi olma iddiası yok olmamıştır ve Anglo dünyası neredeyse merkezini dünyanın öbür ucuna taşısa da 19.yy’da ki yayılmacı eğilimlerini birebir aynı taktiklerle muhafaza eder.

Peki Türkiye için değişen ne? İstanbul’da tıpkı yukarıda bahsedilen imparatorluk merkezleri gibi bir iddiaya sahiptir. 15 yy’da Hilafet merkezi olmadan önce bile İstanbul dönemin en büyük imparatorluğu olan Roma’nın taşıyıcı kolonlarından biridir, hatta bölünmeden sonra da Doğu Roma’nın başkentidir. Osmanlı’nın egemenliğinden sonra ise neredeyse 400 yıl boyunca İslam toplumlarının dinamosu olacaktır. Birinci dünya savaşıyla bu etkinlik büyük ölçüde kırılsa da İstanbul merkez iddiasını ve dinamiğini tıpkı diğer imparatorluk merkezleri gibi muhafaza etmiştir.

Toplumların bu iddiaya geri dönüşü ise farklı şekillerde ortaya çıkar,  lehlerine değişen güç dengesi bu olanakları onlara verir ya da aksine yükselen bir tehdide genişlemeyle cevap vermek zorunda kalırlar. Bazen planlı ve arzulanan bir biçimde bazen de eldekini muhafaza etmek için.

Biz ise Türkiye’nin bu bahsedilen süreçlerin neresinde olduğunu anlamaya çalışıyoruz. İç politikadaki ideolojik söylemleri ve romantik eğilimleri bir yana bırakarak, cevap aradığımız sorular şunlar;

Ülke olarak bu çağda neredeyiz?

Türkiye için doğru jeostratejik eğilimler ne olabilir?

Bunları nasıl uygulamaya koyabiliriz?

Bizimle birlikte bu sorulara sizde cevap arıyorsanız sitemizde ki makaleleri inceleyebilir, iletişim kısmından bize soru sorabilir, ya da katkı yapmak istiyorsanız yine aynı sekmeden bize yazabilirsiniz.

Umuyoruz ki çalışmalarımız Türkiye’nin jeostrateji eğilimlerinin daha mantıklı, dengeli ve proaktif bir hale bürünmesine yardımcı olur ve bu alanda kafa yormak isteyen gelecek kuşaklara yol açar.