Atlantik Sisteminin Doğuşu – 4 Rimland & Heartland

0
730
rimland ve heartland

İdeolojik mücadele ile referans verilen aslında halen devam eden topyekun bir savaşta, doktriner bir kırılmadır. Önceki yazıda belirttiğimiz gibi, nükleer silahlar “savaşı” değil sadece konvansiyonel mücadeleyi, nükleer silah sahibi devletlerin kendi toprağında sınırladı. Bu tarihten sonra doğrudan askeri harcamalar, savaşlarda dahi milli gelirlerden daha düşük pay alacaktır.

Doğrudan askeri harcamaların düşmesi, “mücadele bütçesinin” düşmesi anlamına gelmez. Aksine birbirine siyasi iradesini askeri olarak dikte edemeyen rakip toplumlar bunu gerçekleştirmek için alternatif yollara eğilmeye başlar. İşgal edemeyeceği bölgelerde İstihbarat, medya, endüstriyel ve finansal baskıyla iktidar odağının kritik kontrol noktalarını tutarak hedef ülkenin siyasetini pilote etmeye çalışır. 1945 sonrası mücadele muazzam bütçelerle buna yoğunlaşacaktır. Artık savaş sivilleşmiştir. Burada kelimeyi biraz deşmek gerekiyor. Sivilleşmek derken kastedilen Civil sözcüğünün çeviride kaybettiği esas manası olan “uygar”,””medeni” değil. Burada devlet bürokrasisine doğrudan tabi olmayan kast ediliyor. Yani artık mücadeleye dahil olanlar “üniformalı” değildirler. Her hane, her birey, şirket, sivil toplum kuruluşu bir cephedir. Bunlar kendini zaman zaman “tarafsızlık” konforuna almak istese de kalıcı bir başarı sağlayamaz. İstese de istemese de savaş meydanının ortasındadır ve hatta öncelikli hedefidir artık.

“Avrasya’da sadece karadan örgütlenen askeri organizasyonlar, bir diğerine karşı hayatta kalır. Askeri bütçeleri denize harcarsanız, devasa nüfuslu sınır komşularınıza ezilirsiniz. Bu yüzden hayatta kalanların hepsinin ordusu, karayı kontrol etmeyi hedefleyen organizasyonlar olacaktır ve bu ordu 6000km’lik bir okyanusta esnekliği olan Birleşik Devletler donanmasını geçemez.”

Doğrudan sıcak temasın olanaksızlığı ya da yıkıcılığı, askeri rekabeti süper güce bağlı sistemin “mümessilleri” ne transfer edecektir. İngilizce buna “Proxy wars” dediler. Yani vekiller, temsilciler üzerine savaş. Bunların mücadelesi ya da bunları ele geçirme mücadelesi gibi. Nükleer silahlar sonrası çağın halini anlatmak için pek isabetli bir kavramdır bu. Yalnız yanlış anlaşılmaması icap eder, mücadelenin bu hali de kuvvetler için doğrudan olmasa da hayli yıkıcıdır. Avrasya üzerinde tahakküm kurmak için illa ki Moskova’yı işgal etmenize gerek yoktur. Onun güneyindeki ucuz petrol üreticisi İslam coğrafyasını Avrasya’dan kopartabilirseniz ham madde fiyatları üzerinde hakimsiniz demektir. Bu ham madde üreticisi Avrasya’yı talan etmeye zaten yeter. En hafif haliyle Avrasyacılıktan büyük rolü çalmaya çalışan Rus jeostratejistlerinin iddia ettiği “multipolar” direnişin merkezini yıkarsınız. (Onlara göre bu merkez Rusya’dır)Bu gerçekleştimi artık rimland’ı itip kakmak kolaydır.

avrasyamultipolar
Alexander Dugin’e göre multipolar direnişin merkezi Rusya’dır. O aslında olası bir Avrasya barışında imparatorluk bakiyesi Rusya’nın merkez rolü oynayamama endişesini dile getiriyor. Dugin’in Avrasya barışıyla, Rus imparatorluğunun farklı şeyler olduğunu anlaması gerek.

Jeostratejistler, Birleşik Devletler’e karşı Sovyetler’i hep deniz-karaya karşı okudular. Bu doğru bilgi pek eksiktir. Abd’nin bütün avantajı bir yana o “kara” gücüne 6000 km. uzaklıktadır. Yani sadece kıtasal bir ada değil, aynı zamanda en uzak kıtasal adadır. Mesela Avrasya’ya yakın bir yerde olsaydı, (İngiltere gibi) denklem tümüyle farklı olacaktı. Daha uygun lojistik olanaklarla, kara-denize karşı konseptini aynı şekilde değerlendirseydik, gönül rahatlığı ile deniz üstündür diyemeyecektik. Bu neden önemli? Birleşmemiş bir Avrasya’lı gücün Abd kıtasına askeri olarak yaklaşma, hatta destabilize etme şansı yoktur. Avrasya’dan ortaya çıkacak gücü, kara gücü olmaya zorlayan bir hayatta kalma neden sonuç ilişkisi vardır. Avrasya’da sadece karadan örgütlenen askeri organizasyonlar, bir diğerine karşı hayatta kalır. Askeri bütçeleri denize harcarsanız, devasa nüfuslu sınır komşularınıza ezilirsiniz. Bu yüzden hayatta kalanların hepsinin ordusu, karayı kontrol etmeyi hedefleyen organizasyonlar olacaktır ve bu ordu 6000km’lik bir okyanusta esnekliği olan Birleşik Devletler donanmasını geçemez.

Birleşik Devletler doğal olarak şu soruyu sordu. Bu defansif konforu kullanarak, yani okyanusun arkasına saklanarak Avrasya üzerinde ne kadar tahakküm kurabilirim? Ne olması gerektiğinden önce neyi ne kadar yapabilirim? Elbette donanma doktrinini bozmadan yani askeri harcamaları okyanusu kontrol edecek şekilde devam ettirip, Avrasya’da ne kadar hakim olabilirdi?  Nüfus ve büyüklük sebebiyle Avrasya’nın topyekun işgali olanaksız olduğuna göre, mücadelesi kendisini askeri açıdan konforlu hissettiği alanlara yani denize yakın olanlara yoğunlaşacaktır. Bu durum Birleşik Devletler’in kıyılara tam hakim olmasını bile gerektirmez. Ticaretin yoğunlaştığı limanları Avrasya anakarasındaki üreticilerden koparması ya da istikrarsızlaştırması yeterlidir. Böylece Birleşik bir Avrasya oluşmazsa ona alternatif herhangi bir güçte ortaya çıkmayacaktır. Birleşik Devletler’in nüfusuyla ancak bu kadarı başarılabilir. Avrasya’nın destabilizasyonu Birleşik Devletler’in hakim pozisyonunun korunması için yeterli olacaktır.

Bu yüzden Birleşik Devletler’in jeostratejik eğilimlerinde ilk göze çarpan kavram rimland ve heartland’dir:

Düşük nüfuslu ama 20yy.da denize hakim İngiliz donanması Avrasya hakimiyetinde ne kadar ileri gidebilirdi? Sorusunun cevabı şudur: Deniz ne kadar ileri gidebiliyorsa.

rimland hearthland nedir

 

Rimland yani (kenar-kıyı ülke) Birleşik Devletler’in Avrasya’ya (ve Sovyetlere) askeri açıdan avantajlı olduğu alanlardır. Donanma üstünlüğü bu alanlarda iyi iş görür. Anfibi çıkarma hariç kıyıdan içeri doğru neredeyse 1000 km’lik bir alanda ABD’nin derin olmayan büyük bir taktik avantajı vardır. Derinlikten kasıt şu. Abd’nin rimlanddeki ülkeleri topyekün işgali mümkün ama problemli ve maliyetlidir. İşgal denemesi neticesinde diplomatik olarak kaybedilen ülke Heartland’den desteklenince askeri açıdan şaşırtıcı sonuçlar doğurabilir. Avrasya’daki rejimlerin askeri ve ideolojik doktrini bu tip kara mücadelelerine daha uygundur. Rejimleri Abd’ninkine kıyasla daha militerdir. Abd’nin ideolojik doktrini “demokrasi” ya da her ne ise kitleyi askeri mücadeleye mobilize etmeyi nispeten zorlaştırır. Abd kendi kıtasında askeri gücü limitli kullanabilir ve propaganda metodu militer olamaz. Bu yüzden kitlelerin kıta ötesi bir savaşa mobilize edilmesi hayli güçtür. Elbette mümkündür ama Avrasya’daki rejimlere mukayese edilirse daha zordur.  Eğer kıta içinde güç kullanmaya ve siyasi doktrinini daha üniter bir söyleme dönüştürmeye çalışırsa bu dış politika söylemleriyle çelişir. Avrupa’ya eşit, rimlandin diğer kıyı ülkelerine “stratejik ortaklık” söylemleriyle artık seslenemez. Militer bir rejim en azından makul tek tip bir etnosentrizmi gerektirir ve bunun yakıtı ne ölçüde olursa olsun öteki düşmanlığıdır. Ancak Abd’nin kıta içindeki huzuru diğer kültürlerle ilişkisinin mümkün olduğu kadar nötr olmasına ve Abd kimliğinin çatı olacak şekilde asimilasyona uygunluğunun muhafaza edilmesine bağlıdır.

Bir hatırlatma. Yukarıdaki iddiaların hepsi Soğuk savaş Amerika’sı ve iki kutuplu dünya için geçerlidir. Sovyetler’in yıkılışından sonra bu formül yerli bir oldu. Abd, Avrasya’ya tümüyle yerleşmeye karar verdi ve ideolojik söylemlerini buna uygun olacak şekilde dönüştürdü. İslam nefreti, tek kültürlü dayatma ve bir merkezden dizayn edilen yeni tip bir Amerikan ulusçuluğu bu yeni anlayışın ayak sesleridir. İşgal ve gasp söylemleriyle seçilen Trump gibi bir Amerikan Başkanı ise bunun vücut bulmuş halidir. Bu değişimleri ileride inceleyeceğiz.

Soğuk savaş konjonktüründen devam edersek, rimland dahi Abd tarafından tümüyle işgal edilemezdir ama Avrasya anakarasıyla birleşmesi önlenebilir. Ya da rimlanddeki birden fazla büyük gücün birleşmesi önlenebilir. Abd jeostratejistlerinin ortaya çıkacak büyük Avrasya imparatorluğu hakkındaki paranoyaları pek haklıdır. Bunun için Avrasya’nın kısmen siyasi olarak birleşmesi bile kafidir. Örneğin Sovyetler atlatılmış büyük bir felakettir. Bugün Çin ya da siyasi olarak daha fazla rol isteyen Birleşik bir Avrupa bile ABD kıtası için uzun vadeli tehdit olabilir. Bu yüzden Avrasya’nın muhtemel bütün alternatifleri yok edecek şekilde parçalanması Atlantik sisteminin muhafazası için zorunludur.

Peki nasıl?

Elbette ne “böl ve yönet” Ne de rimland, heartland ayrımı Birleşik Devletler tarafından keşfedilmedi. Bu temel jeostrateji parametrelerinin taktik uygulamaları ise Avrupa güvenliği ile başlamış ve spontane bir biçimde gelişmiştir. İkinci dünya savaşının hemen ardından ortaya çıkan tablo ciddi biçimde örselenerek, Sovyet kara gücünün önüne atılmış, zayıf bir Avrupa’dır ve eğer Avrasya’nın birleşmesi engellenmek isteniyorsa öncelikle Sovyetler’in Avrupa’yı işgali önlenmelidir.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen isminizi bu alana girin